8 Aralık 2010 Çarşamba

Ersan Adem Gulum ve dusunulesi ipuclari

Besiktas'in 2010/2011 sezonu basinda Adanaspor'dan kiraladigi Avustralya cikisli Turk oyuncu Ersan formayi aldigindan beri (6 Lig, 2 Turkiye Kupasi, 2 Avrupa Kupasi) iyi bir performans sergiliyor. Turkiye sinirlari icerisinde yeterince nitelikli savunma oyuncusu yetismedigi icin bir suredir gurbet ellerden gelen oyuncularla aciklar tamamlanmaya calisiliyor, Ersan da eger formalite acisindan bir sikinti yoksa Turk Milli takimini tercih etmis durumda.

Peki acaba Ersan'in duzeyi nedir? Besiktas acisindan dogru yatirim olur mu? Su an itibariyle genel anlamda degerlendirildiginde iyi bir goruntu ciziyor fakat net olarak bir vargiya varmak ve yatirim bedeli uzerinde fikir yurutmek icin henuz erken.

Ersan yeterince ust duzey musabaka oynamamis olabilir ama yas, fizik ve mental olarak rekabete hazir, herhangi bir sikintisi yok, ayrica tecrube kazanmasi icin bu tur maclarda oynatilmak zorunda, yoksa hicbir zaman bahsi gecen tecrubeli oyuncu sifatina ulasamayacaktir. Ozetle en onemli nokta sans bulmaya devam etmesidir, ayrica boylelikle oyuncu hakkinda daha yetkin analizler de yapilabilir. Gorunus itibariyle, herhangi bir sakatlik ve ceza olmazsa Sivok donene kadar Besiktas'ta Ibrahim Toraman'la birlikte savunma tandemini olusturacaklar, sonrasinda Schuster tarafindan nasil bir tasarruf yapilacagina dair ortada henuz net bir veri yok.

Ersan'in iyi ozelliklerini ayrintili bir sekilde tanimlamaktan ziyade simdiye kadar oynadigi maclarda yasadigi sikintilar uzerinde detaylandirma yapilacak. Boylelikle oyununun zayif yanlari ve dolayisiyla gelistirmesi gereken noktalar vurgulanmaya calisilacak.

Iyi ozelliklerini kisaca bir ozetlersek; guclu, fizik yapisina nazaran hareketli, cevik, hantal olmayan, marke ettigi oyuncuya mudahele etmesi gerekirken pozisyonunu terk etmekten cekinmeyen ve bundan rahatsiz olmayan, kisa ve orta mesafede hiz konusunda sikinti yasamayacak, uzun mesafede agir bir goruntu cizmeyen, Turkiye standartlarina gore iyi, Avrupa ortalamasina gore ortalama bir top kontrolu ve pas yetenegi olan, ayrica topla hucuma cikabilen yapida bir oyuncu.

Simdiye kadar oynadigi musabakalarda dikkati ceken noktalar

1. Avrupa Ligi'ndeki deplasmanda oynanan ikinci Porto karsilasmasinda (grubtaki 4. mac) hareketli Falcao (Kolombiya) karsisinda sikintili anlar yasadi. Ligdeki Galatasaray macinda (14. hafta) yerinde durmayan, ele avuca sigmaz Pino karsisinda Falcao'ya benzer problemlerle karsilasti. Yine ayni macta ikinci yarida Pino'nun tek forvet pozisyonuna uzun boylu ve hedef santrafor olarak tanimlanabilecek 'big man' Mehmet Batdal gectiginde daha rahat oynadi. Ligde bir sonraki hafta (15) Bursa ile oynanan karsilasmada Turgay Bahadir gibi yine 'big man' olarak tabir edilebilecek bir oyuncu karsisinda sorun yasamadi. Sivasspor macinda Mehmet Yildiz'a, Genclerbirligi macinda Billy Mehmet'e karsi sergiledigi performanslar da ortada. Soyle bir soruyu rahatlikla sorabiliriz: Acaba Ersan hareketli oyuncular karsisinda zorlaniyor olabilir mi? Falcao da Pino da ilginctir hem kendisinden kucuk ve kisa hem de Kolombiyali. Acaba hem hareketli hem de cusse olarak kendisi ile es deger oyunculara karsi oynadiginda nasil bir performans sergileyecek? Bu acidan Emenike'ye (yazi yazildigi sirada Karabukspor icin oynuyordu) karsi verecegi sinav oldukca onemli bir olcu olacak. Emenike genelde sol stopere yakin pozisyon aliyor, bu noktada Ersan ile yapacaklari hiza, guce ve pozisyon almaya dayali farkli turdeki mucadeleler Ersan ile ilgili onemli ipuclari verebilir.

2. Gerek Avrupa Ligi'nde deplasmanda oynanan ikinci Porto karsilasmasinda (grubtaki 4. mac) gerekse de ligdeki Galatasaray macinda (14. hafta) baski karsisinda iskalar, hatali top kontrolleri ve yanlis paslar seklinde kategorize edilebilecek sorunlar yasadi.

3. Baski olmadigi halde defanstan top cikarirken ciddi olabilecek pas hatalari yaptigina sahit olduk, yine ayni sekilde top karsilarken iskalari oldu. Iskalama konsantrasyon eksikligine, top kaybi oynadigi seviyenin dogru tespit edilememesinden kaynakli asiri guvene baglanabilir. Netice itibariyle, gecen yil Bank Asya Birinci Lig'de oynuyorken, su anda Spor Toto Super Lig'de ve Avrupa Ligi'nde mucadele ediyor.

Yorum: Savunma ileri ciktigi anda yapilan kritik bir top kaybi, ciddi bir pozisyon olarak geri donebilir veyahutta baski karsisinda sakin kalamayip hata yapmak yine ayni sekilde onemli bir pozisyon olarak geri donebilir, o yuzden baski geldiginde veya gelmediginde daha guvenlikli oynamak ve her kosulda sakin kalabilmek gerekiyor. Tecrube eksikliginden kaynaklaniyor olabilir.

4. Ersan'in Lig'deki Konyaspor (13. hafta) macinda Konya'nin 2. golunu attigi sirada ve Avrupa Ligi 5. macinda ilk yarinin sonunda CSKA Sofya'li ileri uc oyuncusuna yapmaya calistigi mudahaleler fazlasiyla "canhiras ve panik halinde". Rakip oyuncunun yapacagi hamle sezilmeden hizla olay mahalline gelinmesi risk tasir, eger hucum eden oyuncu defans oyuncusu mudahele etmeden once topu farkli bir noktaya tasiyabilirse, pozisyon ya penalti ile sonuclanir ya da hucum eden oyuncunun onunun net bir sekilde acilmasi ile.

Yorum: Bu tip pozisyonlarda en onemli ayrinti hucum eden oyuncunun neler yapabileceginin onceden kestirilmesidir. Hucum eden oyuncu ani bir donus yapabilir, topu cekebilir, durabilir... O yuzden hucum eden oyuncuya yakin kalip baska seyler yapabilecegi de kestirilerek hizli bir sekilde tek yone hamle imkani veren tercihler yapilmamalidir. Yine Ersan'in ust duzey rekabetteki tecrube eksikligi bu noktada onemli olabilir. Daha sakin ve sogukkanli kalmak, marke edilen oyuncunun farkli seyler yapabilecegi dusunulerek yakin durup feyk yemeden hamlesine bakilarak karsilik vermek en dogrusu gorunuyor. Ersan kisa surede tepki verebilecek hamleli bir oyuncu, o yuzden final hareketi gelene kadar yakin durmasi hem diger oyuncuyu sinirlendirecek hem de en dogru tercihi yapmasina yardimci olacaktir.

Ozet ve Sonuclar

Terazinin iki kutbunu olusturan pozisyon bilgisine dayali savunma ile mucadele gucune dayali savunma ekseninde Ersan'in ikincisine daha yakin durdugu soylenebilir. Hacimli oyunculara karsi basarili mudaheleleri varken, hareketli ve kucuk oyunculara karsi sikintilar yasadigi goruldu. Hacimli oyunculara karsi seviye tespiti yapmak acisindan Emenike ile kapismalari onemli. Kucuk ve hareketli oyunculara karsi da final hareketi gelene kadar-trick'ler, donusler vs.- surekli hucumcuya yakin durmasi gerektigi gibi mumkun mertebe de ayakta kalmali. Gokhan Gonul gibi hucum eden oyuncunun yapabilecegi ikinci hamleyi sezen bir yapida gorunmedi. Bu da Ersan'in bireysel savunma akli -rakip oyuncunun ozelliklerine gore pozisyon almak ve hamle yapmak- ile degil fizik avantaji ile oynadigina dair bir izlenim veriyor. Netice itibariyle mucadele gucune dayali olarak on plana cikan bir goruntu cizdiginden bireysel savunma taktigini mutlaka gelistirmesi gerekli.

Pozisyon bilgisi konusunda yerel savunmacilar kadar sikintili gorunmedi fakat bir uzman oldugu da iddia edilemez. Yaninda Ersan'a mihenk tasi olabilecek, pozisyon bilgisi cok iyi olan, tecrubeli ve mumkunse cabuk bir oyuncu ile oynamak Ersan acisindan cok faydali olabilir.

Gelistirmesi gereken noktalar; birinci planda guvenlikli oynamak, ikinci planda bireysel savunma taktiginin gelistirilmesi, ucuncu planda toplam defansif futbol akli. Ilk ikisinde gelisme saglayabilirse Besiktas'in onumuzdeki yillarda banko stoperi olabilir, saglayamazsa ilk 11'e uzun vadede garanti sekilde yerlesmesi kolay degil. Ucuncu nokta surekli oynamak, bir onceki paragrafta bahsi gecen mihenk tasi olabilecek bir partnerle birliktelik sonrasinda ortaya cikmasi muhtemel bir durum.

Sureci yakindan takip etmeye devam edecegiz, bakalim ongorulerimiz ne oranda dogru cikacak...

08.12.2010
Bora Sahin

28 Kasım 2010 Pazar

GS-BJK Mac Oncesi

Guncel toplara pek girmeyecegiz demistik ama uzun bir zamandan sonra Besiktas'in maclarini ilk defa bu kadar siki takip ettigimizden her ne kadar GS'nin tek bir macini dahi 90 dakika seyredemesek de kendimizce degerli ama aslinda afaki olan yorumlarda bulunalim diye dusunduk!..

18 kisilik kadro tahminleri

Henuz 18 kisilik kadrolar duyurulmadi fakat Besiktas ozelinde 16 kisinin sunlar olacagini tahmin ediyorum: Cenk, Hakan, Hilbert, Toraman, Ersan, Uzulmez, Tabata, Aurelio, Ernst, Holosko, Guti, Nobre, Ismail, Necip, Fink, Zapo. Kalan 2 kisilik kontenjan icin Ridvan, Yusuf, Erhan Guven, Fatih Tekke ve Ali Kucik yarisiyor gorunuyor. Schuster'in Toraman'i bek olarak dusunmediginden, Hilbert'i onde kullanabilme fikri ve Ridvan'in henuz yeterli olmadigini tahmin ettigim performansi nedeniyle Erhan Guven'i 18 kisilik kadroya dahil edecegini, kalan tek kisilik kontenjan icin de ya Ali Kucik ya da Fatih Tekke'yi secegini tahmin ediyorum.

GS'de Baros'un 18 kisilik kadroda olacagini hatta belki ilk 11 baslayabilecegini varsaymaktayim. Arda Turan ilk 11'de olmasa da bir ihtimal isler beklendigi gibi gitmezse B plani olarak kulubede tutulabilir. Ayni durum yine Baros icin de gecerli.

Istatistikler

GS Hagi yonetiminde ligde oynadigi 5 macta 2 gol atip 5 gol yemis; 1 galibiyet, 2 yenilgi ve 2 beraberligi var; iki macta gol yememeyi basarmis, 4 macta ise gol atamamis. Ayni periyotta Besiktas 7 gol atip 5 gol yemis; 2 galibiyet, 2 beraberlik ve 1 yenilgisi var; 1 macta gol yememeyi basarmis, 1 macta ise gol atamamis. Iki takim arasindaki puan farki 4. GS 13. hafta itibariyle ondeki takimlardan (Trabzon, Bursa, Kayseri, FB, BJK) toplam 46, BJK ise 26 puan geride. 14. haftada simdiye kadar oynanan ve FB ile Trabzon'un galibiyetiyle biten karsilasmalari da buna eklersek, GS icin 52, BJK icin 32 puanlik bir fark karsimiza cikiyor.

GS bu surecte ilk golu attigi Antalya macini kazanmayi basarmis; ilk golu yedigi maclari ise kaybetmis, biri evinde Manisa'ya karsi, digeri de 75. dakikaya kadar 0-0 goturdugu Trabzon deplasmani, her ikisini de 2-0 kaybetmis; gol yemedigi FB ve Kayseri deplasmanlarini ise berabere bitirmis. Besiktas'sa ilk golu attigi 2 karsilasmayi, Sivas ve Genclerbilirgi, kazanmis; ilk golu yedigi maclardan evindeki Kasimpasa ve Konya maclarini berabere bitirmis, deplasmandaki Kayseri macini ise gol atamadan 1-0 yenik kapatmis; gol yemedigi tek karsilasma Genclerbirligi deplasmani.

Tahmini Stratejiler

Oyun yapilarini, Besiktas adina hucumdaki sikintilari, sakatliklari vs. goz onunde bulundurursak, GS, evinde one gectigi takdirde kolay kolay gol yemeyecek gibi gorunuyor. Ayni seyi Besiktas icin soyleyebilir miyiz? Iki takimda nihayetinde ayni sayida gol yemis, GS'nin ilk golu yedigi zaman ki performansi ortada, dolayisiyla Besiktas da ilk golu attigi takdirde beraberlik golunu kolay kolay yemeyecek gibi gorunuyor ama gecmis GS deplasmanlarindaki basarisizligi, Baros ve dusuk bir ihtimal de olsa Arda gibi B planinin varligi, Besiktas'in yedigi gol sayisini bir kenara birakip takim savunmasi ve defans oyuncularinin yapisi goz onune alindiginda GS'ye gore ilk golu koruyamama olasiligi az da olsa daha yuksek gorunuyor.

Hagi nasil bir strateji takip edebilir? Mutlaka kazanmak zorunda fakat ilk golu attigi takdirde zor yiyecegi varsayimi, kendi sahasinda oynama avantajinin Schuster'in savunma hattini gorece ileriye kuracagi tahmini ile birlesmesinin Pino faktoru uzerinde yaratacagi muhtemel olumlu etki ilk planda hata kovalar bir oyun formati secmesine neden olabilir. Baros ve eger olursa Arda kulubede olacaktir. Oyunun ilerleyen bolumunde B plani olarak dahil olabilirler. Hagi'nin aklinin bir diger kosesinde ozellikle Arda'nin donusu ve onundeki 3 haftada gorece kolay maclar oldugundan oncelikle kazanmaktan ziyade kaybetmemeyi isteyecektir, bu yuzden de atak baslamak yerine temkinli baslayacagini tahmin ediyorum. Ikinci bir ihtimal, Arda'nin saglikli olup kulubede olmasi durumunda, atak ile kontraatak arasinda bir yerde olabilir. Defans guvenligini elden birakmadan Baros ile baslayip kimi zaman onde baski uygulayabilir. Bu durumda Arda isler yolunda gitmediginde B plani olarak devreye girer. Sadece Baros oynayabilecekse, kulubedeki B plani eksikliginden dolayi boyle bir tercih oldukca riskli olacaktir. Netice itibariyle Hagi'nin su anda kaybedecegi birsey yok fakat su ana kadar verdigi izlenim risk almak yonunde degil.

Besiktas'a gelirsek, Schuster'in nasil bir strateji takip edecegini ongormek kolay degil, o yuzden bizce takip edilmesi gereken yol hakkinda yorum yapmayi tercih ediyoruz. Q7 ve Bobo'nun sakatligindan sonra Besiktas takiminda acik oyunda (open play) gol atabilecek pek bir oyuncu kalmadi, zaten oncesinde de sikintilar vardi. Su anda oynayabilecek oyuncularin icerisinde skor yapmaya en yakin isim Holosko gibi duruyor, dolayisiyla bu oyuncunun dogru kullanimi cok onemli. Ikinci skor opsiyonu onde pozisyon alan Guti olabilir. GS'nin Baros ve dusuk bir ihtimal Arda'nin da gelmesiyle skor opsiyonlari artmis olsa da bu oyuncularin yedek kulubesinde olma olasilikleri ve uzun suren sakatliklardan yeni cikmalarindan dolayi, GS'nin uretkenlik noktasinda gecmis maclardaki performansini devam ettirecegi seklinde bir ongorumuz var. Tabii Besiktas'in da rakibi kisir kalmaya zorlamasi gerekiyor. Iki sekilde olabilir: Bir, insiyatif alip surekli forse eder; iki, defansif pozisyon alarak rakibin yapacagi hatalari kovalar. Schuster ilkini uygulamaya calisiyor, fakat Bobo ve Q7 gibi takimin en onemli iki hucum silahinin olmadigi bir gunde GS'nin muhtemel temkinli yaklasimina karsilik, oyun insiyatifini mevcut oyuncularla ele alip, defans hattini ileri cikarmak dogru bir yaklasim olarak gorunmuyor; onun yerine macin basinda defansif bir pozisyon alip, rakibin hatalarini kovalar sekilde oynamak kagit ustunde daha makul, nihayetinde GS takimi oyunun ilerleyen bolumunde daha fazla risk almaya baslayacaktir, o ana kadar oyunu en kotu berabere goturmek macin Besiktas'a daha cok yaklasmasi demektir. Defansif pozisyon almakla surekli olarak savunmada beklenmesi ayni sey degil, oyun kontrolunun ele alindigi periyotlarda savunma goreceli olarak ileri cikarilabilir.

Olasi taktik senaryolar

GS'nin; bir oyuncunun (Cana ya da Baris) Guti'ye yakin oldugu, Ayhan'in deep lying playmaker olarak oyun kurdugu, Sabri'nin sagdan sizmalarina ve sok preslerine dayali bir orta saha kurgusu ile oynayacagini varsayiyoruz.

Besiktas adina en onemli konu orta sahadaki formatin ne olacagi? Iki yaklasim var. Birincisi, ayni gecmis maclarda oldugu gibi, sarkik orta saha uzerinden uzerinden Guti ile oyunun yonlendirilmesi, bu durumda GS'de Guti'yi takip eden oyuncunun one dogru cikmasi gerekir. Guti genelde kendi takimina gore sag ic bolgesinde pozisyon aliyor, Cana'nin oynadiginda ileri cikmak zorunda olmasi, hatta kendi takimina gore sol tarafta pozisyon almasi 'comfort zone'undan ayrilmasini gerektirecek, rahatsizlik verebilir. Bu durumda Baris Ozbek tercihi kagit uzerinde daha gecerli gorunuyor. Ayrica Baris ve Sabri ile GS'nin orta sahada daha fazla top kazanma sansi olabilir. Diger bolgeye gelirsek, Sabri Besiktas'in sol icinde oynayan oyuncuyu takip edebilir fakat Guti'ye yardim presi getirmek, Besiktas orta sahasinin sol ic oyuncusunun performansina ve pozisyon alisina bagli olarak pek mumkun olmayabilir. Ikinci kurgusal tercih; Aurelio, Ernst, Necip uclusunun ikisinden olusan 'double pivot' tercihi. Boyle bir durumda Guti daha onde pozisyon alabilir, ayrica 'two banks of four / ikiz dortlu bloga' yaklasilabilmesi ancak bu sekilde mumkun. Boyle bir orta saha formatinda Cana 'comfort zone'unda daha cok kalabilecegi icin Baris yerine daha uygun bir isim olarak gorunuyor. Diger bir onemli konu Besiktas ileri ucunda kimin gorev yapacagi! Nobre'nin oynayacagi yonunde bir ongorumuz var. Ikili blok, onlerinde Guti ve Guti'yi koruyan, Ayhan'i takip ederek oyun kurmasini engelleyen bir Nobre profili bekliyoruz. Besiktas insiyatif alarak oynamak istediginde gecmis maclarda ileri uc oyunculari gereginden fazla sayida top kaybi yaptilar, bugun de degisen pek birsey olmayacaktir. GS'de Sabri ve Ayhan disinda (belki Baris?) orta sahadan gelecek kosucular yok. Rakibin oyuncu tercihlerine bagli olarak Guti'nin biraz daha ileride ya da derinde ama genelde 'double pivot / ikili blogun' onunde pozisyon almasi, ikili blogun bir oyuncusunun duruma gore Guti'ye yakinlasmasi bu mac icin en ideal kurgu olarak gorunuyor. Nobre'nin de geriye dogru yanasmasi ile orta sahada kimi zaman 4 kisilik bir blok olusur. Ayrica defans hattinin Pino'ya atilan savunma arkasi toplara alan birakmayacak sekilde yerlesmesi durumunda Besiktas'in pozisyon vermek noktasinda buyuk bir sikinti yasamayacagi yonunde bir tahminimiz var.

GS'nin; on alanda sagda Elano, solda Kewell, ortada Pino ile baslayacagini varsayiyoruz.

Besiktas adina yukaridaki orta saha kurgusunu goz onune alirsak kanatlara yakin, ileride pozisyon alan suratli oyuncular kullanmak, Guti uzerinden sekillenen derin toplari kovalamak adina en dogru tercih gibi gorunuyor. Su an mevcut kadroda Schuster tarafindan gorevlendirilebilecek iki oyuncu var: Holosko ve Hilbert. Bir de kadroya alinirsa Ali Kucik olabilir. GS'nin beklerinden Ali Turan (sagbek) stoper kokenli bir oyuncu, hucum aksiyonlari kismen sinirli, o yuzden o bolgede oynayan oyuncu kimi zaman takip yapmayabilir, boyle bir feragat mumkun. Solbekte degerlendirilebilecek Hakan Balta veya Insua hucum anlaminda daha tehlikeli oyuncular, o yuzden o bolgeye surekli onlem getirmek daha uygun gorunuyor. Her ne kadar Holosko solda sag tarafa gore oldukca etkisiz bir performans gosterse de skor potansiyelinin daha yuksek olmasindan ve ayrica Ali Turan'i surekli takip etmek zorunda olmamasindan dolayi en ucta kimi zaman bekle stoper arasinda bir yerlerde pozisyon alarak derin toplar kovalamasi en uygun secenek olarak gorunuyor. Sag onde Hilbert tercih edilebilir. GS'nin sol bekini takip eder, Holosko geriye geldiginde onde kalarak kontraatak pozisyonu kovalar, gerekirse iceriye de yanasir. Bu durumda Toraman sagbek, Zapo ise Ersan'in partneri olur.

Besiktas adina solbek tercihine gelirsek, Elano orta saha karakterli bir oyuncu, bekini gecip cizgiye inmek yerine ic bolgelere dogru kaymayi tercih edecektir. Dolayisiyla karsisinda Ibrahim Uzulmez'i gorevlendirmek verimli olmayabilir; cunku Uzulmez kendisini gecmek isteyen bir oyuncu ile mucadele etmeyecek. Elano'nun sizmalarinin nasil takip edilecegi onemli bir konu! Orta saha tarafindan mi yoksa solbek tarafindan mi? Orta saha tarafindan takip edilmesi daha uygun gorunuyor, pozisyon itibariyle 'double pivot'un solunda oynayan oyuncu Elano'nun sizmalarini takip edebilir. Benzer sekilde Sabri'nin saga dogru yaptigi sizmalar oyuncunun yapisi geregi solbek tarafindan kontrol edilebilir. Uzulmez yerine Ismail'in bekte tercih edilmesi, paragraf basinda tanimladigimiz Elano'nun oyun tarzindan dolayi, bireysel savunma anlaminda bir sikinti yaratmayacaktir; buna mukabil Ismail'in enerjisi, orta saha karakteri, hucumdaki etkinligi, arkasina bir oyuncunun kacma olasiliginin dusuklugunden dolayi ilk topa baski ozelliginin getirecegi ekstra avantaj gibi nedenlerden dolayi tercih edilmesi gerektigi kaantindeyiz. Eger sagda Elano yerine Pino oynayacaksa Uzulmez tercihi goreceli olarak anlasilabilir. Sagbek (Toraman) ve solbekin (Ismail) pozisyon alisinda asimetrik bir durum soz konusu. Toraman geride kalir, Ismail ise surekli olarak on tarafi forse eder, hatta kimi zaman Elano iceriye kacacagi icin savunmayi sikabilir, Sabri'nin sizmalarina set cekebilmek icin orta sahaya gelir. Toraman geride kalacagi icin Aurelio'nun savunmanin ortasina girerek ucleyen oyun tarzina defansif anlamda bu taktiksel formasyonda yer yok. Bu yuzden Aurelio yerine Necip de tercih edilebilir. Dizilisi formule edersek:

..............................Cenk..............................
........................Zapo.....Ersan......................
...Toraman...................................................
...........................................................Ismail
......................Ernst..........Necip...................
................................Guti..............................
...Hilbert..........Nobre...................................
...............................................Holosko.........

Olasi oyuncu degisiklikleri

- Sabri'nin sagbeke cekilmesi durumunda Ali Turan gibi bos birakilmasi mumkun olmaz. Bir onlem gerekir.

- Pino sag kanada gelirse Uzulmez degisikligi beklenebilir.

- One gecme durumu olursa ikinci yarinin ortalarindan sonra Guti yerine daha mucadeleci bir orta saha oyuncusu alinabilir.

- Ali Kucik ya da Fatih degisiklikleri beklenebilir.

27.11.2010
Bora Sahin

Dun aksam kaleme almistim ama ancak simdi yayinlamak mumkun oldu. Bakalim 45 dakika sonra baslayacak mucadele ne gosterecek!

27 Kasım 2010 Cumartesi

Bir Taktik İki Sonuç

BJK-GS, Beşiktaş'ın sezonun ilk yarısındaki Fenerbahçe maçından sonra gelişim gösterdiği görülen 'savunma merkezli oyun stratejisinin' hangi düzeye geldiğini test etmek açısından önemli bir sınav oldu.

Maç öncesinde Beşiktaş adına iki bölgede sıkıntı olabileceğini varsaymaktaydım: Kale ve sağ kanat; dışarıdan aldığımız görüntüye göreyse Daum için sadece bir tanesi geçerliydi: Sağ kanat. Khlestsov'un oynayabileceği yönünde bir öngörüm vardı, Daum Erman Güraçar'ı oynatmayı tercih etti. Kalede ise Daum'un gözünde Thomas Myhre'nin Asper önündeki önceliği devam ediyordu.

Üçlü savunmada, Ahmet Yıldırım ile Ali Eren Beşerler'in yerlerinin değiştirilmesi taktiksel anlamda maçın Beşiktaş adına kaybedilmesinde kilit rol oynamıştır. Sonuçları:
1. Ali Eren üçlü savunmanın sağında, Ahmet Yıldırım da solunda oynamaya alıştığı için terse geçmeleri pozisyon hataları yapmalarına neden oldu. Örnek olarak, Galatasaray'ın golü attığı pozisyonda Ali Eren'in Fleurquin'i bloke etmesi gerekirken yerini kaybetmesi verilebilir.
2. Ali Eren–Ahmet Yıldırım ikilisi pres karşısında bilinçli top kullanamadılar. Ahmet Yıldırım sol ayaklı ve görece olarak ağır olarak nitelendirilebilecek bir yapıya sahip; pres geldiğinde; sağına yönelmek zorunda kalması, zayıf olan sağ ayağıyla topu yeterince iyi kullanamaması; soluna yönelmek zorunda kalması her ne kadar kuvvetli ayağıyla topu kullanma şansı verse de daha fazla açık alana çıkmak sonucunu getirdiğinden daha fazla noktadan baskı yemesini ve pas kanallarının iyi kapatılması ağırlığı ile birleşince avantajın dezavantaja dönüşmesine neden olmuştur; yani Ahmet Yıldırım kanalından iyi top çıkmadığı gibi kimi zaman defansın hazırlıksız yakalanması ile neticelenen kritik top kayıpları yaşanması ile sonuçlanmıştır. Keza Ali Eren de iyi top kullanabilen bir oyuncu değil, bir de üstüne baskı yediğinde, Beşiktaş'ın savunmadan bilinçli top çıkarma sayısı oldukça azaldı. Örnek olarak, golün olduğu pozisyonun öncesinde Ali Eren'in yaptığı top kaybı verilebilir.

Özetlersek, zoru gören oyuncular hatadan kaçınmak için sürekli uzun top oynamaya başladılar. Bir başka yönden parabolik bir etkiden de söz edilebilir. Savunmadan iyi top çıkmayınca rakip oyunu daha çok forse etmeye ve gol girişimi yapmaya başladı, neticesinde yine geriden top çıkarmak zorunda kalındı; bu sürecin sonunda top alabilmek icin Tümer Metin daha sık geriye geldi, baskıyı top kaybı yapmadan aşmayı başardığında ise ileride çoğalmak noktasında sorunlar oluştu. Ayrıca adam paylaşımının bir türlü oyunu dengeleyecek kadar kotarılamaması, kaymaların başarısızlığı -pozisyonunu kaybeden oyuncunun yerinin diğerleri tarafından doğru bir şekilde doldurulamaması-, kimi zaman top kapmak adına fazla adamla yapılan baskının netice vermeyerek boşta Galatasaray'lı oyuncuların kalmasına  sebebiyet vermesi; bütün bunların sonucunda rakibin etkin pas trafiği bir türlü kırılamadı.

Daum'un oyuncuların istihdam bölgelerinde yaptığı 'anlamsız' değişiklik, Galatasaray'a normal oyununu oynama noktasında önemli katkılarda bulunmuştur. Galatasaray'ın maçı hakkıyla kazandığı, Beşiktaş'ınsa iyi mücadele ettiği söylenebilir.

10.03.2002
Bora Şahin

09.03.2002 tarihindeki kritik mac sonrasi bunlari yazmisiz. Soyle bir hafizamizi tazelersek, 26. hafta karsilasmasi, bir onceki hafta yenilen GS'la ayni puanda fakat averajla lideriz, FB'nin ise 1 puan onundeyiz; bir anlamda ligin kirilma maclarindan biri. Daum'un sapkadan tavsan cikarmasi yuzunden sikintilar yasamisiz. Netice itibariyle, Ahmet Yildirim-Ali Eren pozisyonu degisimi olmasa ve bu oyuncular ideal yerlerinde oynasa da yenilebilirdik; fakat boylesine onemli bir macta daha once denenmemis bir seyi denemek acikcasi cok luzumsuz bir isti. Boyle bir uygulamayi daha sonra hic gormedik! Simdiden geriye baktigimizda o sezonun Besiktas adina kirilma noktasinin bu mac oldugu soylenebilir. Sonrasinda GS 7 galibiyet, 1 beraberlik aliyor. 31. haftada alinan FB maglubiyetinden once rakiplerle aradaki toplam puan farki 7 (5-GS- + 2-FB-), sonrasinda 13 oluyor ve is bitiyor.

Yarin yine Ali Sami Yen'de kritik bir GS macina cikacagiz. Simdiye kadar Schuster'den bir iki tavsan denemesi gorsekte(!) sakatliklarin coklugunda bu macta boyle bir uygulamaya basvuracagini sanmiyorum! Gerci bazi oyuncu tercihleri, mesela Erhan Guven gibi, bu baglamda degerlendirilebilir(!) mi?

25 Kasım 2010 Perşembe

Anlayışlar Çarpışması: Milli Takım'ın Çelişkisi

Ekvator-Türkiye, oyun anlayışının "oyun bozan"dan "oyun kuran"a dönüşünün izlerinin belirgin olarak fark edilebildiği bir müsabaka oldu; fakat bu evrilme acaba milli takımı beklenen noktaya taşıyabilecek mi?

96 Avrupa Şampiyonası baz alınırsa, milli takımda, insiyatif almaktan ziyade öncelikli olarak rakibi bozmaya yönelik, kısaca "oyun bozan" olarak tanımlanabilecek bir anlayış hakimdi. Mustafa Denizli dönemi ise, her ne kadar 2002 Avrupa Şampiyonasında çeyrek finale ulaşılmış olsa da GS gerçeğinin (2000 UEFA Şampiyonluğu) milli takıma yeterince enjekte edilememesinden dolayı oyun anlayışı bağlamında geçmişten gelen yapının devamı şeklinde cereyan etmişti; bir başka deyişle Denizli döneminde sahanın içi yani futbolun üretim güçleri gerekli değişikliği yapamamıştı. Şenol Güneş dönemi ise artık bazı değişikliklerin kaçınılmaz olduğu, şartların olgunlaştığı bir periyot. Ekvator maçı; bu arkaplan ışığında, milli takımın sürekli olarak insiyatif almaya çalıştığı, buna mukabil gol pozisyonu üretmek noktasında kayda değer niceliksel artış sağlayamadığı bir müsabaka olarak değerlendirilebilir.

Gidilmek istenen yol ile realite arasındaki farklar / farklılıklar ve bunların çözülmesi yolunda gündeme gelebilecek muhtelif alternatifler aşağıda detaylandırılacaktır.

Oyun anlayışı. Daha net bir sekilde tanımlanmasına ihtiyaç var. Tamamen kademeli pres mi baskın olacak? Yoksa pres ve baskının biraz azaltılarak daha etkin bir konuma yükseltilen teknik ve beceriyle harmanlandığı bir oyun anlayışı mı? Belki de ilk iki opsiyonun maça göre ya da maç içinde değişkenlik göstermesi tercih edilecek? Kişisel olarak her ikisini de uygulamak noktasında, bazı sıkıntıların ve özellikle ilgili oyun anlayışlarının isterlerini karşılayabilecek oyuncu eksiklikleri olduğunu düşünüyorum.

Defans. Ülkenin bir gerçeği olarak üçlü savunma dörtlü savunmaya göre daha bir başarıyla realize ediliyor. Tandemde mücadele gücü konusunda bir sıkıntı olmasa da Ümit Özat'ın bu bölgede oynamayı tam olarak becerememesinden dolayı aklın eksikliğinin hissedildiği söylenebilir. Dörtlü savunmada ikinci sorun bölgesi ise ön libero. Tugay Kerimoğlu oynadığında, topu çok iyi kullanmayı başarıyor fakat aynı zamanda savunma ile bütünleşmek noktasında  sıkıntıda; bunun bir diğer sonucu takımın toplam pres gücünde bir azalmaya işaret etmesi, işte durum tam da bu noktadan değerlendirilirse Suat Kaya'nın eksikliği hissediliyor denebilir.

Kanatlar. Dörtlü savunmanın avantajı kanatlardan daha iyi organize olunma ihtimali. Hem kanat / çizgi (Hasan Şaş, Nihat Kahveci, Ümit Davala) hem de orta saha karakterli (Ergün Penbe, Emre Belözoğlu, Okan Buruk) kenar oyuncuları mevcut. Üçlü savunma anlayışında kanat organizasyonları daha sıkıntılı. Sol kulvarda Abdullah Ercan özellikle hücumda sonuç üretebilecek türde bir oyuncu değil. Hakan Ünsal birinci tercih olmalı. Sağ kanatta formda bir Hakan Ünsal'ın yaptıklarını tek başına yapabilecek net bir oyuncu yok. En ideali Ümit Davala görünüyor.

Orta saha ve forvet. Orta sahadan hücuma destek konusunda özellikle Sergen Yalçın'ın sakatlanmasından sonra Yıldıray Baştürk rakipsiz durumda. Forvette, modern futbolun yıldız hücum oyuncularında gerektirdiği güce ve enerjiye sahip, savunmanın arkasına atılacak derin topları kovalayıp sonuca bağlayabilecek ve ayrıca yine günümüz modern futbolunun gerektirdiği iyi şut atma tekniğine sahip olan İlhan Mansız'ın Hakan Şükür ile olan entegrasyonuna gayret gösterilmeli.

02.03.2002
Bora Şahin

12.02.2002 tarihinde oynanan bu maci 1-0 kaybetmisiz. Ardindan gelen 2002 Dunya Kupasinda 3. olmayi basardik. Oyun anlayisi problemini 2. secenegi, "pres ve baskının biraz azaltılarak daha etkin bir konuma yükseltilen teknik ve beceriyle harmanlandığı bir oyun anlayışı", secerek astigimiz kanaatindeyim; ozellikle gruptan ciktiktan sonra. Italya ile 20.11.2002 tarihinde Italya'da oynadigimiz ve 1-1 biten ozel mac belki de bu oyun anlayisinin doruk noktasi idi. Bunu saglayan oyuncularin basinda da Tugay Kerimoglu geliyor, kaosa organizasyon getiren ve onu organize kaos yapan! Tekrar tekrar vurgulamis gibi oluyoruz ama gercekten takimin kilit ismiydi, milli takimi biraktigindan beri organizasyon sorununu hala tam olarak cozemedigimizi dusunuyorum.

Uclu, dortlu savunma problemi turnuvanin basinda sikinti yaratmaya devam etti. Japonya maciyla beraber Alpay Ozalan-Bulent Korkmaz ikilisini bulduk ve o tarihten beri ulusal takim bir daha uclu savunma oynamadi. Ne yazik ki bu iki oyuncudan sonra tandemde belirli bir duzeyde oynamayi basaran tek isim Emre Asik oldu. 2010 yilina kadar da duzeyi tartisilabilir olmakla birlikte Servet Cetin'in disinda istikrarli bir ikinci oyuncu cikaramadik.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Hakan Şükür Hadisesine Teknik Bakış

Hakan Şükür Türk futbolunda 90'ların ve onun temsil ettiği oyun anlayışının simgesi, fakat nedense bir türlü yurtdışında beklentileri karşılayamıyor.

Forvet hattında oynayanlar için ne tip (santrafor, klasik golcü, ... vs.) bir oyuncu olurlarsa olsunlar şu bir gerçek: Her forvetin iyi yaptığı bir vuruş şekli var. Zaten golcülük iyi vuruş yapma ile gelen pozisyonun diyalektiğinde, pozisyonu mümkün olduğu kadar iyi vuruş yapılacak hale getirmek değil mi? Konuya genel karakteristik anlamında yaklaşıldığını vurgulayalım. Bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse, mesela Jimmy Floyd Hasselbaink'i nasıl bilirsiniz diye bir soru soralım! Attığı goller arasında bir yüzde hesabı yaptığımızda kuvvetli sağ ayağıyla attığı şutların en büyük paydayı işgal ettiğini görürüz. Pozisyonlar değişir ama anafikir değişmez, yoksa pek tabii ki Hasselbaink daha farklı türlerde goller atmıştır. Bir başka özellik de kararlılık. Bir forvet'in yapması gereken, pozisyonu kendi vuruş şekli için en uygun hale getiren opsiyonu seçtikten sonra, 'kararlılıkla' bitirmek.

Günümüz futbolunda en iyi forvetlere baktığımızda şu gerçekle karşılaşırız: Hemen hepsi menzili değişmekle birlikte çok iyi şut atıyor. Rivaldo, Shevchenko, Nistelrooy, Trezeguet, Vieri, ...; çünkü günün şartları bunu dayatıyor, artık alan o kadar daralmış durumda ki gol atmanın en önemli yolu 'iyi şut atmaktan geçiyor'. Forvete yakın oynayıpta iyi şut atamayan hiçbir oyuncunun çok üstün değişik meziyetleri yoksa işleri zor. Şut atma tekniğinin öneminin sadece forvet pozisyonu ile sınırlı kalmadığını göstermek için kanat bölgesine bakalım ve Denilson (Brezilya) ile Luis Figo'yu karşılaştıralım. Denilson Figo'dan teke tekte daha başarılı, sanki topla dans ediyor gibi ama gel gör ki topu kullanmada Figo çok daha önde. Sebebiyse iyi şut atma tekniğine sahip olması; çünkü savunmaları çözen hızlı ortalar böyle bir beceriye sahip olunmasını zorunlu kılıyor. Nihat Kahveci'yi değerli yapan da buydu.

Hakan'ın en iyi gol vuruş biçimi kafayla yaptıkları. Bunun yanı sıra, genel şut beceresiyle bir karşılaştırma yaptığımızda sol çaprazdan sol ayağıyla da görece net ve temiz vuruşlar yapabilmekte. Örnek olarak Torino’da iken (1995) bir hazırlık maçında attığı gol, 96 Avrupa Şam. elemelerinde deplasmanda İsviçre'ye attığı gol ve daha önemlisi Türkiye Liginde bu şekilde attığı goller verilebilir. Bunların dışında, belki genel Hakan Şükür karakteristiği denebilir ama Hakan'ın karakteristik bir gol vuruşundan bahsetmek pek de mümkün değil; yani 'iyi bir şut atma tekniğine' sahip değil! Global düzeyde yeterli olmayan iki vasıftan biri ama en önemlisi. Diğeri teke tekteki başarısızlığı, tali öneme sahip, zaten bir oyuncudan herşeyi yapmasını beklemek insafsızlık ve aynı zamanda imkansızlık.

Hakan'ın İtalya'da başarılı olamamasında (Torino, Inter) pek çok etken var. Kişisel olarak teknik anlamda en önemli sebebin şut becerisinin yetersizliği olduğunu düşünüyorum. İtalya Ligi çok zor bir lig. Goller kısıtlı, kalenin ağzına kadar gelinip atılan goller az, duran toplar, orta ve uzak mesafe şutlar önemli. Bir parantez açarsak, Hakan'ın Arif Erdem dışında bir partnerle uzun süreli anlaştığını şimdiye kadar göremedik, forveti paylaşmak konusunda sıkıntılar yaşaması düşündürücüdür. Ayrıca Inter'de defansın arkasına atılan derin toplarla sürekli olarak Vieri'nin pozisyona sokulmaya çalışılması, Hakan'ın üzerinden oynanan taktik varyasyonların azalmasına, şut becerisinin noksanlığı ile birleşince de skor sıkıntısına girmesinde önemli rol oynamıştır. Eğer Parma'da en önemli hücum gücü olarak düşünülürse ya da kendini öyle hissederse daha başarılı olacağını düşünmekteyim. Örneğin yeni takımında attığı ilk golü Inter'de atabilir miydi? Orada Hakan mı olurdu yoksa bir başkası mı?

80'li yılların yarısından başlamak üzere Alman Ligi ve sonrasında diğer Avrupa liglerinin maç özetlerini seyrettiğimde gördüğüm hep şuydu: Uzaktan atılan goller çok fazlaydı, çünkü çok iyi şut çekiliyor ve sürekli deneniyordu; buna mukabil Türkiye'de ise kalenin ağzına gelinmedikçe  oyuncular gol vuruşu yapmayı düşünmüyorlardı. Son yıllarda artık hiçbir takım rakibini kendi ceza sahasına elini kolunu sallayarak buyrun etmiyor, bu yüzden ayakla atılan goller şut ağırlıklı. Hakan Şükür'ün bu konuda yaşadığı sıkıntı İtalya macerasının başarısız olmasını açıklayan teknik sebeplerin başında geliyor.

Orjinal versiyonu Radikal Futbol ekinin "Arada Bir" köşesinde yayınlandı.

09.02.2002
Bora Şahin

Hakan Sukur Avrupa kariyerini kayda deger bir basari olmadan tamamladi. Nihat Kahveci ise, oyunun sadece bazi alanlarinda tehditkar olmasina kanarak iskaladigimiz futbol zekasi, fakat yakaladigimiz sut atma becerisinin kombinasyonu sayesinde Ispanya'da ciddi bir kariyer yapmayi basardi.

Denizli şanslı mı?

Denizli'nin şanslı olup olmadığına değişik bir açıdan bakmaya çalışacağım daha doğrusu açıklamayı deneyeceğim ama öncesinde şans, başarı ve sistem kavramlarının futbolun çerçevesi içinde birbirleriyle olan ilişkilerine açıklık getirmek gerekiyor.

Şans futbolda pek çok takımın üzüntüsünde ya da sevincinde önemli rol oynamıştır, oynamaktadır ve oynayacaktır. Tanımlamaya çalışırsak, futbolu etkileyen pek çok parametrenin, maçın oynandığı andaki koşullarla ilişkili olarak, nicelikleri oranında bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkan bileşim denebilir; parametre sayısının fazlalığı ve onlar üzerinde etkili olan pek çok akımdan dolayı değişkenlik katsayısı çok yüksektir.

Peki başarı (uzun erimli başarı kast ediliyor) şansın neresinde? Uzun dönemli başarı yerleştirilen oyun anlayışına bağlı olarak şansı geri plana iter. Bu demek değildir ki şans önemli değil, bir oyun anlayışı ve sistem yerleştirseniz dahi, şansa ihtiyacınız olduğu zamanlar vardır ama genel olarak şansın belirleyici olmadığı bir başarı söz konusudur. Aksi takdirde her başarıda şansın belirleyici olması başarıyı anlamsız kılar. Buradan hemen şu sonucu çıkarabiliriz: Şans uzun dönemli başarıyla ters orantılıdır.

Denizli'ye geldiğimizde, diziliş olarak 3'lü savunmayı ve diğer bölgelerde varyasyona gidebilmekle birlikte genel olarak 3-5-2 ya da 3-4-3'ü tercih ettiği söylenebilir. Oyun anlayışına gelirsek, rakibi bozaraktan oynar yani "oyun bozan". Bunu genelde rakibin etkili oyuncularını kendisinin birkaç vazgeçilmezi arasında yer alan müdafa oyuncularına marke ettirerek gerçekleştirir. Hücumda ise genel bir strateji ve buna uygun taktikler pek yoktur, hep rakip takımın oyun anlayışını bozaraktan ve/veya kendi takımındaki birkaç ikinci sınıf, bu sefer hücümdaki vazgeçilmezleri arasında yer alan, oynanan lige göre yaratıcı payesi verilebilecek tercihleri üzerinden şekillendirir.

Dikkatimi çeken bir pattern'i sizlere paylaşmak istiyorum. Denizli Galatasaray'da iken rakibin en önemli oyuncusuna markaj uygulayan Bülent Korkmaz, Milli Takım'da iken Ali Eren Beşerler, Fenerbahçe'de iken Mustafa Doğan gibi oyuncuların takım içerisindeki önem dereceleri diğer oyunculara göre yükselmiştir. Hücumdan örnek verirsek, GS'de iken Prekazi-Tanju çifti, Milli Takım'da iken Hakan-Sergen çifti, FB'de iken Revivo-Rapajic çifti örnek verilebilir. Bir adım daha ileri gidip hücum hattındaki örnekler üzerinden bir çıkarım yaparsak, Denizli de futbolculuğunda sol ayaklı olduğundan sanırım, özellikle bu tip oyuncularla çalışmayı daha çok tercih ediyor görünüyor. Prekazi, Sergen, Revivo, Rapajic; hepsinin ortak özelligi etkili bir sol ayağa sahip olmaları.

Buradan konumuza gelirsek, günümüz koşullarında başarının kendi "oyun anlayışını rakibe kabul ettiren" bir düşüncede yattığına kulak verdiğimizde, Denizli'nin oyun anlayışı günümüz futbolunun "uzun erimli başarı" için gereksinim duyduğu genel-geçer akçeleri karşılamıyor. Yani şans Denizli'de oyunun önemli belirleyicilerinden. Bu yüzden kazandığında şanslı, yenildiğinde ise yetersiz olarak adlediliyor.

Not: Orjinal versiyonu Radikal Futbol ekinin "Arada Bir" köşesinde yayınlandı.

18.01.2002
Bora Şahin

Mustafa Denizli'nin 2001-2002 sezonunda FB'yi calistirirken devre arasindaki Diyarbakir maglubiyeti sonrasi Aziz Yildirim tarafindan gorevinden alinmasi uzerine yazmisim. Gorevden alindiginda ilk yari sonu itibariyle takimi ucuncu sirada, liderin 5 ikincinin 2 toplamda ise 7 puan gerisindeydi. Halefi Werner Lorant ligi liderin 3 puan gerisinde ikinci bitirdi.

Buradan Besiktas macerasina gelirsek bazi paralellikler yakalamak mumkun. Ornegin sampiyon olunan sezonun ardindan yasanan sikintilar. Besiktas'ta iken 2009-2010 sezonunun ilk yarisini onundeki takimlarin toplam 14 puan gerisinde 5. sirada tamamlamis. Ikinci yarida sampiyonluk mucadelesinin icinde bir sekilde yer almayi basarmis fakat kirilma noktalarindaki basarisiz sonuclar neticesinde zirve takimlarinin toplam 21 puan gerisinde ligi 4. olarak bitirebilmis.

Oyun anlayisi olarak bir farklilik oldugundan soz etmek kolay degil, dizilis olarak degisiklikler soz konusu. Uclu savunmanin Avrupa'da tedavulden kalkmasiyla dortlu savunma uzerinden sekillenen formasyonlar tercih edilmis.

Pattern olarak bakarsak, adam adama markajin basat oge oldugu defansif anlayisin gerilemesinden dolayi daha oncekiler gibi bir oyuncuyu on plana cikarmak zor gorunuyor. En iyi ornek, genel anlamda savunma oyununun yucelttigi 09-10 sezonunun ilk yarisindaki Ferrari verilebilir. Hucum anlaminda ise Tello ile pattern'i yakaladigimizi soyleyebiliriz.

21 Kasım 2010 Pazar

Besiktas, Savunma ve Transfer

Futbol uzerine ilk yazi calismamin basligi bu sekilde, bundan tam 8 yil 10 ay 21 gun once kaleme alinmis. Yaziyi tumuyle yayinlamak pek mumkun gorunmuyor, bir makaleden daha cok derlemeyi andirir tarzda. O yuzden gunumuzde hala gecerli olabilecek noktalari bugunku durum ile iliskilendirerek ifade etmek en dogrusu gorunuyor.

Once biraz arkaplani aydinlatalim... 2001-2002 sezonunun ilk yarisi tamamlanmis. Besiktas lider GS'nin 3 puan gerisinde, ucuncu FB'nin ise 2 puan onunde 36 puanla lig ikincisi konumunda. Takim kendi sahasinda son haftada aldigi 3-1'lik Gaziantep galibiyeti ile hem ikinci siraya tirmanmis hem de moral olarak tavan yapmis. Ayrica Ibrahim Uzulmez bu macta belki de kendi adina kulup tarihindeki en guzel golunu atmis, onemli bir ayrinti :) Lucescu'nun GS'nin basindaki ikinci senesi. FB 2-1'lik Diyarbakir maglubiyeti uzerine Denizli ile yollarini ayirmis, yerine Werner Lorant'i getirmis. Besiktas'i ise Daum calistiriyor.

Derleme icerisinde bulunan gorusler "bold" ile gosterilecektir.

Ilk olarak o donem gorsel ve yazili medyada tartisilan "kadro kalitesi" ile ilgili bir iki kelam etmisim. "Beşiktaş’ın bir anda şampiyonluk potasına güçlü bir şekilde girmesi kadronun yetersiz olduğu yönünde görüş belirten bazı yazarların fikirlerini değiştirmiş görünüyor, evvelden “yeterlidir” diyenler ise görüşlerinin reelde karşılık bulması üzerine daha sık dillendirmeye başlar oldular, karşıt kamptan bir grup kesim ise hala transfer şart, iki üç takviye lazım gibisinden yuvarlak laflar etmeye devam ediyorlar." Bunun uzerine soyle bir yorum yapmisim. "Beşiktaş'ın kadrosu, şu an Tamer’in de ikinci yarı için hazır olacağını ve çok önemli sakatlıklar yaşanmayacağını varsayarsak, Türkiye Ligi’ni bir mevkisi dışında götürebilecek düzeyde. Bu mevki Ahmet Yıldırım’ın oynadığı tandemin solu. Sebebi de alternatifinin olmaması. Mesela Ronaldo'nun (tandemin sağı) yerine daha kolay alternatif üretebilirken, Ahmet Yıldırım'ın (tandemin solu) yerine koyabilecegi ve/veya en azından yeterli verim alabileceği bir oyuncusu şu an için yok görünüyor."

Antep macinda Ahmet Yildirim olmayinca Daum dortlu savunmadan uclu savunmaya donmus. Bunun uzerine soyle bir elestiri getirmisim: "Bu yansımasını (Ahmet Yıldırım'ın olmaması) Daum’da bulmuş olmalı ki Gaziantep maçında üçlü savunma anlayışına döndü. Ahmet Yıldırım'ın yerine Khlestsov’u tercih ederek dörtlü savunmayı değiştirmeyebilirdi. Gerekçe olarak da dörtlü savunma ile üçlü savunma arasında aşağıda açıklayacağım nedenlerden dolayı geçişlerin olmaması gerektiği yönündeki kanaatim ve Khlestsov'un böyle bir görevi üstlenebilecek bir profil çizmiş olması. (Bakınız -> Üçlü savunmanın solunda Barcelona'ya karşı oynadığı başarılı oyun) Bu durumda sağ kanatta oluşacak boşluk Tümer ile dolduralabilirdi."

Soyle bir hafizamizi tazelersek o donemde TR liginde dortlu savunma oynayan cok az takim vardi. Hatta BJK'nin gecislerini disarida birakirsak, sadece GS'nin oynadigini hatirliyorum diyebilirim, Popescu'nun ayrilmasi uzerine Emre-Bulent ikilisini olusturmuslardi, Emre'nin de sadece adam adama markaj yapabilen bir oyuncudan gercek bir savunma oyuncusuna donusumu o surecte gerceklesmisti. "Kadro içinde bu mevkide (Ahmet Yıldırım'ın yerine) oynayabilecek en makul oyuncuyu seçmekdeki inat takımların artık "savunma merkezli" oynaması. Orta sahada 4'lü olmuş, 3'lü olmuş, çift ön libero oynamış... Bunlar o antrenörün elindeki oyuncu malzemesi izin veriyorsa rakip takım ve kendi takımını karşılaştırarak herhangi birine karar verebileceği alternatifler. Ama bir oyuncu yok diye savunma anlayışını tümüyle değiştirmek yapılmaması gereken birşey. Tümüyle oturtabilmek için maç kaybetmek pahasına daha sonra sizi şampiyonluklara götürebilecek bir seçeneği seçmek hedefli teknik adamların gitmesi gereken yoldur. Kaldı ki Gaziantep böylesine köklü bir değişiklik yapılmasını gerektirecek kadar tehditkar görünmüyordu."

O siralar Avrupa futbolunda uclu savunmanin tedavulden kalkmaya yuz tuttugu donemlerdi fakat bizim ligimizde hala yaygin olarak kullanilmaya devam ediyordu, bu yuzden Besiktas'in dortlu savunmaya donmesini olumlu karsilamistim. "Beşiktaş'ın gelecek vaat eden oyunu... Işık veren oyun anlayışı ve sisteminde ısrarı ifade ediyor..."

Bireysel savunma ve takim savunmasi. Bireysel kalitenin, ornegin hiz, hava toplarina hakimiyet, guc satin alinabilecegini ama takim savunmasi yaratmanin baska birsey oldugundan dem vurmusuz. "Bir takımın savunması kabaca iki parçadan oluşur:
1. Bireysel savunma
2. Takım savunması
Bireysel savunma o oyuncunun yeteneğiyle ilgilidir. İki örnek... İlki Terim döneminde bir GS- Milan maçı. Shevchenko sağdan Ahmet Yıldırım'ı hızıyla geçiyor ve yaptığı ön direk ortasına Weah golü atıyor. Diğeri Löw döneminde Erol'un atıldığı bir GS-FB maçı. İkinci yarıda baskılı oynayan bir Galatasaray ve Baliç ile oluşabilecek kontraatakları hızı sayesinde kesmede başarılı bir Fatih Akyel. Biri ağırlığın diğeri süratin örneği. Bunu elde etmek futbolcuyu transfer etmekle mümkün. Takım savunmasını elde etmek ise daha zor, zaman isteyen ve yıpratıcı bir iş fakat kazanınca kaybolması eğer takımın iskeleti toptan dağıtılmaz ise bir anda olmaz."


Acik alanda yakalanma. Bugun ozellikle savunmayi one cikarmaya calistigimiz dusunulunce bu ornek belki biraz daha anlamli olabilir. "Malatya-BJK maçı. Beşiktaş İlk golü attıktan kısa bir süre sonra golü yiyor. O golü betimleyelim. Malatyalı oyuncu orta saha civarlarında yüzü BJK kalesine dönük süratli bir şekilde geliyor. BJK savunması ise kalecinin tek ayak üzerinde yakalanması gibi arkasında geniş alanda, yüzü topla gelmekte olan Malatyalı oyuncuya karşılık durağan bir pozisyonda yakalanmış. İşte burada duralım ve biraz analiz yapalım. "Takım savunması" oturmuş bir ekibin bu tarz pozisyonlarla nadir karşılaşması gerekir. BJK ise sıklıkla yaşıyordu. Sebeplerine gelirsek,
1. Malatyalı oyuncu orta sahayı o kadar çabuk geçmemeliydi. Demek ki Malatya yarı sahasında "kademeli pres" yetersiz ya da kopuk.
2. Oyuncu presten kurtulabilir. Ama bu kadar boş kalmamalı, en azından o oyuncunun enerjisini azaltabilecek müdaheleler gerekirdi. Demek ki oyuncularin genel olarak yerleşimi de iyi değildi.
İş bu noktaya vardıktan sonra ne yapılabilire gelirsek,
1. Savunma arkasındaki oyuncuyu, yanılmıyorsam Mithat, ofsaytta bırakmaya çalışmak. Uyumlu bir savunmanın yapabileceği riskli bir iş, zaten İbrahim Üzülmez ofsaytı bozuyordu!
2. Müdahale etmek. Risklidir ve faul yapma şansınız oldukça yüksektir fakat bunu yapabilmek için dahi yine rakibe yakın olmanız gerekir yani yerleşim durumunuz önem kazanır.
3. Geriye çekilmek. Modern savunmalar tarafından sıklıkla başvurulan yöntemlerden biri. Müdahale fırsatını yardım gelene ve/veya rakip daha dar bir alana sıkıştırılana kadar ertelemek şeklinde tanımlayabiliriz. Öncesinde mümkünse tuzaklar kurularak veya kurulmayarak rakip tehlikeli bölgelerin dışına doğru sürülmeye çalışılır.

Özetle, iyi savunma yapabilmenin ana noktası, zaten ne zaman geriye çekileceğini ya da ne zaman müdahele edeceğini bilmek değil midir?"


Takimin capi/duzeyi ve kimyasi. "Bir takımın total çapını oyuncularının bireysel yeteneklerinin toplamı simgelerken, efektif çap takımın gücünü belirler ve hiçbir zaman total çapa istikrarlılık anlamında yaklaşamaz. Takım, efektif çapını genel karakteristiği anlamında totale ne kadar yaklaştırırsa o kadar kuvvetli olmaya haizdir. Buradan başka bir kavrama gelelim, takım kimyası. Zaman isteyen, birbirini tamamlayacak nitelikte oyuncuların yan yana sürekli oynatılmaları ile sağlanabilecek bir duruma işaret eder."

Tandem ve tandemin solu, Ahmet Yıldırım. "BJK 4'lü savunması ya da daha özel anlamda tandemi oyun anlayışı olarak biraz "yumuşak" kalıyor. Ahmet Yıldırım'ı ele alalım. Her ne kadar bazen kritik pas hataları yapsa da topu oyuna sokmada çok başarılı bir oyuncu, poziyon alma konusunda da fena görünmüyor fakat en büyük eksisi rakip forvetlerin enerjisini azaltabilecek bir sertlilik (kelimenin dar anlamında ifade edilen sertlilik değil) ya da mücadele gücü ihtiva etmiyor oluşu. Görüldüğü kadarıyla Ronaldo'da da aynı dertten muzdarip. "Pivot santraforlar" icin uygun bir ortam. Diğer taraftan çabukluğa, hıza bakarsak, yavaşlığı pırpır tabir edilen oyuncular karşında Ahmet Yıldırım'ın etkisiz kalması sonucunu / görüntüsünü doğurabilecek başka bir nokta. Bu nedenledir ki BJK takımı tandemin solunda oynayabilecek yıldırıcı, inatçı, sert olmayı oyun karakterinin bir parçası olarak içeren GS'li Bülent Korkmaz, Lazio'lu Fernando Couto benzeri bir oyuncuya ihtiyacı var."

Ibrahim Uzulmez'le ilgili elestiriler. Yanilmiyorsam ilk defa 4'lu savunmanin solunda oynatiliyordu. Bir bakalim neler demisiz. "Savunmada ikinci gedik sol kanat savunuculuğu. Beşiktaş'ın bu sene yediği gollerde önemli bir oranı teşkil ediyor. En yakın örnek FB maçı. FB'nin ataklarının önemli bir kısmı bu bölgeden geldi. Aslına bakarsak İbrahim disiplini, gelişmiş iş ahlakı ve çok koşması gibi özellikleri ile belki Atom Karınca Rıza'yı andırsa da "savunuculuk" noktasında yetersiz kalıyor. Biraz açalım. En etkin özelliklerinden biri topla rakip arasına girmesi. Geçen sene Şam. Ligi ilk grubunda en çok faul yapılan oyunculardan biri olması sanırım yeterli bir veridir. Ayrica çabuk, hızlı, manevra kabiliyeti yüksek bir oyuncu, fakat zaman zaman ileriye çok gereksiz çıkışlar yapıyor, sol kanat savunucusu adı üstünde asli görevi savunmak ondan sonra müsait olduğu vakit ileriye çıkış yapmak olmalı. Diğer dikkat çeken eksi yönü çabukluğuna rağmen arkasına adam kaçırması, iki sebepten kaynaklanıyor olabilir:
1. Doğru yerde durmamak / pozisyon almamak
2. Girdiği fiziksel güce dayalı ikili mücadelelerde zaman zaman yetersiz kalabilmesi. Belki de İbrahim'de savunma noksanlığı yaratan hücum bölgesine gereksiz yere yaptığı çıkışlar sonucu yaşadığı enerji kaybı."
Ibrahim'de guc eksikligine dikkat cekmis olmamiz enteresan aslinda. Demek ki benzin cok oldugu icin harcamaktan cekinmiyordu ama bunun negatif etkisini pek dusunmemis olsa gerek.

Nihayetinde tandemin solu ve solbek pozisyonu icin transfer yapilmasi gerektigini ifade etmisim. Peki bugun neredeyiz? Hala ayni seyleri tartisiyoruz! Luce'nin uclu savunma denemesi sonrasinda; Gokhan Zan, Ibrahim Toraman, Cagdas Atan, Baki Mercimek denendi olmadi, Toraman ve Zan kaldilar, ustlerine Zapo ve Sivok transfer edildi, Zan gitti, Ferrari geldi, simdi de Ersan Adem Gulum, eskilerden sadece Toraman kalmis durumda ve hala stoper pozisyonunu tartisiyoruz. 6 yila yaklasan bir zaman diliminde dogru oyunculari bulamamis olmak gercekten ilginc. Bugun Toraman'in denendigi, basarisiz bulundugu bir surece yeniden donulmus durumda. Bu oyuncularin neden bu tarz bir oyunu oynayamadigi tamamen ayri bir yazi konusu. Uclu savunmadan dortlu savunmaya donus sonrasinda bu ulkenin butun takimlarinin en azindan bir tane yabanci savunma oyuncusunu istihdam ettigini goruyoruz, hatta Bank Asya birinci lig takimlarinin cogu da Afrika asilli stoperler kullanmayi tercih ediyorlar. Bu ulkenin bir gercegi! Adam adama savunma yapacak sekilde yetistirilmis oyuncular grubunun sonu gelmedikce bu ulkeden iyi bir savunma oyuncusunun cikacagini beklemek hayalcilik! Solbek pozisyonu icin de benzer bir yorum yapilabilir. 6 senedir hala Uzulmez oynuyor, hala ayni seyler. Bu sorunlari 6 senedir cozemedikten sonra ne soylenebilir ki!..

31.12.2001
Bora Şahin

20 Kasım 2010 Cumartesi

Prologue / Giris

Merhabalar!..

Ilk post icin birseyler karalamak gucmus gercekten!

Bu sayfalarda guncel toplara ne kadar girecegimden emin degilim ama 2002 - 2004 yillari arasinda futbola dair kaleme almis oldugum yazilari gerektiginde bugune iliskin kimi anektodlarla yeniden elden gecirerek yayinlamaya gayret edecegim.

Vatana millete hayirli olsun :)