25 Kasım 2010 Perşembe

Anlayışlar Çarpışması: Milli Takım'ın Çelişkisi

Ekvator-Türkiye, oyun anlayışının "oyun bozan"dan "oyun kuran"a dönüşünün izlerinin belirgin olarak fark edilebildiği bir müsabaka oldu; fakat bu evrilme acaba milli takımı beklenen noktaya taşıyabilecek mi?

96 Avrupa Şampiyonası baz alınırsa, milli takımda, insiyatif almaktan ziyade öncelikli olarak rakibi bozmaya yönelik, kısaca "oyun bozan" olarak tanımlanabilecek bir anlayış hakimdi. Mustafa Denizli dönemi ise, her ne kadar 2002 Avrupa Şampiyonasında çeyrek finale ulaşılmış olsa da GS gerçeğinin (2000 UEFA Şampiyonluğu) milli takıma yeterince enjekte edilememesinden dolayı oyun anlayışı bağlamında geçmişten gelen yapının devamı şeklinde cereyan etmişti; bir başka deyişle Denizli döneminde sahanın içi yani futbolun üretim güçleri gerekli değişikliği yapamamıştı. Şenol Güneş dönemi ise artık bazı değişikliklerin kaçınılmaz olduğu, şartların olgunlaştığı bir periyot. Ekvator maçı; bu arkaplan ışığında, milli takımın sürekli olarak insiyatif almaya çalıştığı, buna mukabil gol pozisyonu üretmek noktasında kayda değer niceliksel artış sağlayamadığı bir müsabaka olarak değerlendirilebilir.

Gidilmek istenen yol ile realite arasındaki farklar / farklılıklar ve bunların çözülmesi yolunda gündeme gelebilecek muhtelif alternatifler aşağıda detaylandırılacaktır.

Oyun anlayışı. Daha net bir sekilde tanımlanmasına ihtiyaç var. Tamamen kademeli pres mi baskın olacak? Yoksa pres ve baskının biraz azaltılarak daha etkin bir konuma yükseltilen teknik ve beceriyle harmanlandığı bir oyun anlayışı mı? Belki de ilk iki opsiyonun maça göre ya da maç içinde değişkenlik göstermesi tercih edilecek? Kişisel olarak her ikisini de uygulamak noktasında, bazı sıkıntıların ve özellikle ilgili oyun anlayışlarının isterlerini karşılayabilecek oyuncu eksiklikleri olduğunu düşünüyorum.

Defans. Ülkenin bir gerçeği olarak üçlü savunma dörtlü savunmaya göre daha bir başarıyla realize ediliyor. Tandemde mücadele gücü konusunda bir sıkıntı olmasa da Ümit Özat'ın bu bölgede oynamayı tam olarak becerememesinden dolayı aklın eksikliğinin hissedildiği söylenebilir. Dörtlü savunmada ikinci sorun bölgesi ise ön libero. Tugay Kerimoğlu oynadığında, topu çok iyi kullanmayı başarıyor fakat aynı zamanda savunma ile bütünleşmek noktasında  sıkıntıda; bunun bir diğer sonucu takımın toplam pres gücünde bir azalmaya işaret etmesi, işte durum tam da bu noktadan değerlendirilirse Suat Kaya'nın eksikliği hissediliyor denebilir.

Kanatlar. Dörtlü savunmanın avantajı kanatlardan daha iyi organize olunma ihtimali. Hem kanat / çizgi (Hasan Şaş, Nihat Kahveci, Ümit Davala) hem de orta saha karakterli (Ergün Penbe, Emre Belözoğlu, Okan Buruk) kenar oyuncuları mevcut. Üçlü savunma anlayışında kanat organizasyonları daha sıkıntılı. Sol kulvarda Abdullah Ercan özellikle hücumda sonuç üretebilecek türde bir oyuncu değil. Hakan Ünsal birinci tercih olmalı. Sağ kanatta formda bir Hakan Ünsal'ın yaptıklarını tek başına yapabilecek net bir oyuncu yok. En ideali Ümit Davala görünüyor.

Orta saha ve forvet. Orta sahadan hücuma destek konusunda özellikle Sergen Yalçın'ın sakatlanmasından sonra Yıldıray Baştürk rakipsiz durumda. Forvette, modern futbolun yıldız hücum oyuncularında gerektirdiği güce ve enerjiye sahip, savunmanın arkasına atılacak derin topları kovalayıp sonuca bağlayabilecek ve ayrıca yine günümüz modern futbolunun gerektirdiği iyi şut atma tekniğine sahip olan İlhan Mansız'ın Hakan Şükür ile olan entegrasyonuna gayret gösterilmeli.

02.03.2002
Bora Şahin

12.02.2002 tarihinde oynanan bu maci 1-0 kaybetmisiz. Ardindan gelen 2002 Dunya Kupasinda 3. olmayi basardik. Oyun anlayisi problemini 2. secenegi, "pres ve baskının biraz azaltılarak daha etkin bir konuma yükseltilen teknik ve beceriyle harmanlandığı bir oyun anlayışı", secerek astigimiz kanaatindeyim; ozellikle gruptan ciktiktan sonra. Italya ile 20.11.2002 tarihinde Italya'da oynadigimiz ve 1-1 biten ozel mac belki de bu oyun anlayisinin doruk noktasi idi. Bunu saglayan oyuncularin basinda da Tugay Kerimoglu geliyor, kaosa organizasyon getiren ve onu organize kaos yapan! Tekrar tekrar vurgulamis gibi oluyoruz ama gercekten takimin kilit ismiydi, milli takimi biraktigindan beri organizasyon sorununu hala tam olarak cozemedigimizi dusunuyorum.

Uclu, dortlu savunma problemi turnuvanin basinda sikinti yaratmaya devam etti. Japonya maciyla beraber Alpay Ozalan-Bulent Korkmaz ikilisini bulduk ve o tarihten beri ulusal takim bir daha uclu savunma oynamadi. Ne yazik ki bu iki oyuncudan sonra tandemde belirli bir duzeyde oynamayi basaran tek isim Emre Asik oldu. 2010 yilina kadar da duzeyi tartisilabilir olmakla birlikte Servet Cetin'in disinda istikrarli bir ikinci oyuncu cikaramadik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder