22 Kasım 2010 Pazartesi

Denizli şanslı mı?

Denizli'nin şanslı olup olmadığına değişik bir açıdan bakmaya çalışacağım daha doğrusu açıklamayı deneyeceğim ama öncesinde şans, başarı ve sistem kavramlarının futbolun çerçevesi içinde birbirleriyle olan ilişkilerine açıklık getirmek gerekiyor.

Şans futbolda pek çok takımın üzüntüsünde ya da sevincinde önemli rol oynamıştır, oynamaktadır ve oynayacaktır. Tanımlamaya çalışırsak, futbolu etkileyen pek çok parametrenin, maçın oynandığı andaki koşullarla ilişkili olarak, nicelikleri oranında bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkan bileşim denebilir; parametre sayısının fazlalığı ve onlar üzerinde etkili olan pek çok akımdan dolayı değişkenlik katsayısı çok yüksektir.

Peki başarı (uzun erimli başarı kast ediliyor) şansın neresinde? Uzun dönemli başarı yerleştirilen oyun anlayışına bağlı olarak şansı geri plana iter. Bu demek değildir ki şans önemli değil, bir oyun anlayışı ve sistem yerleştirseniz dahi, şansa ihtiyacınız olduğu zamanlar vardır ama genel olarak şansın belirleyici olmadığı bir başarı söz konusudur. Aksi takdirde her başarıda şansın belirleyici olması başarıyı anlamsız kılar. Buradan hemen şu sonucu çıkarabiliriz: Şans uzun dönemli başarıyla ters orantılıdır.

Denizli'ye geldiğimizde, diziliş olarak 3'lü savunmayı ve diğer bölgelerde varyasyona gidebilmekle birlikte genel olarak 3-5-2 ya da 3-4-3'ü tercih ettiği söylenebilir. Oyun anlayışına gelirsek, rakibi bozaraktan oynar yani "oyun bozan". Bunu genelde rakibin etkili oyuncularını kendisinin birkaç vazgeçilmezi arasında yer alan müdafa oyuncularına marke ettirerek gerçekleştirir. Hücumda ise genel bir strateji ve buna uygun taktikler pek yoktur, hep rakip takımın oyun anlayışını bozaraktan ve/veya kendi takımındaki birkaç ikinci sınıf, bu sefer hücümdaki vazgeçilmezleri arasında yer alan, oynanan lige göre yaratıcı payesi verilebilecek tercihleri üzerinden şekillendirir.

Dikkatimi çeken bir pattern'i sizlere paylaşmak istiyorum. Denizli Galatasaray'da iken rakibin en önemli oyuncusuna markaj uygulayan Bülent Korkmaz, Milli Takım'da iken Ali Eren Beşerler, Fenerbahçe'de iken Mustafa Doğan gibi oyuncuların takım içerisindeki önem dereceleri diğer oyunculara göre yükselmiştir. Hücumdan örnek verirsek, GS'de iken Prekazi-Tanju çifti, Milli Takım'da iken Hakan-Sergen çifti, FB'de iken Revivo-Rapajic çifti örnek verilebilir. Bir adım daha ileri gidip hücum hattındaki örnekler üzerinden bir çıkarım yaparsak, Denizli de futbolculuğunda sol ayaklı olduğundan sanırım, özellikle bu tip oyuncularla çalışmayı daha çok tercih ediyor görünüyor. Prekazi, Sergen, Revivo, Rapajic; hepsinin ortak özelligi etkili bir sol ayağa sahip olmaları.

Buradan konumuza gelirsek, günümüz koşullarında başarının kendi "oyun anlayışını rakibe kabul ettiren" bir düşüncede yattığına kulak verdiğimizde, Denizli'nin oyun anlayışı günümüz futbolunun "uzun erimli başarı" için gereksinim duyduğu genel-geçer akçeleri karşılamıyor. Yani şans Denizli'de oyunun önemli belirleyicilerinden. Bu yüzden kazandığında şanslı, yenildiğinde ise yetersiz olarak adlediliyor.

Not: Orjinal versiyonu Radikal Futbol ekinin "Arada Bir" köşesinde yayınlandı.

18.01.2002
Bora Şahin

Mustafa Denizli'nin 2001-2002 sezonunda FB'yi calistirirken devre arasindaki Diyarbakir maglubiyeti sonrasi Aziz Yildirim tarafindan gorevinden alinmasi uzerine yazmisim. Gorevden alindiginda ilk yari sonu itibariyle takimi ucuncu sirada, liderin 5 ikincinin 2 toplamda ise 7 puan gerisindeydi. Halefi Werner Lorant ligi liderin 3 puan gerisinde ikinci bitirdi.

Buradan Besiktas macerasina gelirsek bazi paralellikler yakalamak mumkun. Ornegin sampiyon olunan sezonun ardindan yasanan sikintilar. Besiktas'ta iken 2009-2010 sezonunun ilk yarisini onundeki takimlarin toplam 14 puan gerisinde 5. sirada tamamlamis. Ikinci yarida sampiyonluk mucadelesinin icinde bir sekilde yer almayi basarmis fakat kirilma noktalarindaki basarisiz sonuclar neticesinde zirve takimlarinin toplam 21 puan gerisinde ligi 4. olarak bitirebilmis.

Oyun anlayisi olarak bir farklilik oldugundan soz etmek kolay degil, dizilis olarak degisiklikler soz konusu. Uclu savunmanin Avrupa'da tedavulden kalkmasiyla dortlu savunma uzerinden sekillenen formasyonlar tercih edilmis.

Pattern olarak bakarsak, adam adama markajin basat oge oldugu defansif anlayisin gerilemesinden dolayi daha oncekiler gibi bir oyuncuyu on plana cikarmak zor gorunuyor. En iyi ornek, genel anlamda savunma oyununun yucelttigi 09-10 sezonunun ilk yarisindaki Ferrari verilebilir. Hucum anlaminda ise Tello ile pattern'i yakaladigimizi soyleyebiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder